tutmak
kelimef.Köken
tu-mak (tıkamak; kapamak) > tu-t-mak
Anlamlar
- 1
{eT}Tutmak; elinde bulundurmak; eliyle kavramak; kavrayarak eline almak; almak.
[EUTS][Gabain][KB][Mühennâ][Üç İtigsizler][İKPÖy.]
- 2
{eT}Takdim etmek.
[Gabain]
- 3
{eT}(Makam için) ele geçirmek; denetimi ya da etkisi altına almak; idare etmek; yönetmek.
[ETY][Gabain]
- 4
{eAT}Ele geçirmek; istila etmek; kaplamak.
- 5
{eT}Yakalamak.
[DLT][EUTS][Tekin]
- 6
{OsT}{eAT}{eT}Korumak; muhafaza etmek; saklamak; gizlemek.
[Gabain][Tekin]
- 7
(Bir şeyi) bedeninin bir yerine sıkıştırarak durdurmak.
- 8
(Duygu, tepki, gülme, ağlama, gözyaşı vb. için) açığa vurmamak; saklamak; göstermemeye çalışmak; bastırmak.
- 9
(Kişi, nesne için) düşmesine engel olmak; yakalamak.
- 10
(Kişi, hayvan vb. için) kaçmasına engel olmak.
- 11
{OsT}{eAT}(Kişi, hayvan, sıvı, para vb. için) gitmesine, akmasına, çıkmasına engel olmak; alıkoymak.
- 12
Bir yerinden kavrayarak hareketini engellemek ya da yönlendirmek; idare etmek.
- 13
(Av için) avlamak; yakalamak.
- 14
{eAT}(Eşya ve nesneler için) onu yerinde sabitleştirmek; yerinde durmasını sağlamak; sabit kılmak.
- 15
(Kişi ya da hayvan için) çıkamayacağı bir yere kapamak; tevkif etmek; hürriyetinden mahrum edip bir yere kapamak; tutuklamak.
- 16
Yanında bulundurmak, alıkoymak.
- 17
(Bir nitelik için) öyle kalmasını sağlamak; öyle bulundurmak; herhangi bir durumda bulundurmak. temiz tutmak.
- 18
(Beden ya da organ için) belli bir durum aldırmak ve bu durumu sürdürmek. başını dik tutmak.
- 19
(Kişi için) bir yerden gitmemesi için bir engel ya da neden oluşturmak.
- 20
(Verdiği söz, ettiği yemin vb. için) yerine getirmek; gereğini yapmak; gerçekleştirmek.
- 21
(Öğüt, söz vb. için) dinlemek; uygulamak; dışına çıkmamak.
- 22
(Bir kişi ya da grup için) destek olmak; ondan yana çıkmak; desteklemek.
- 23
(Bir kişiyi, bir şeyi vb.) değer vermek; beğenmek; takdirle karşılamak; önemsemek; benimsemek.
- 24
(Farklı öge ya da bölümler için; genellikle olumsuz biçimde kullanılır) tutarlılık içinde bulunmak; mantıksal uyum içinde olmak; uygun gelmek, çelişmez olmak. bir dediği ötekini tutmamak.
- 25
(Yer için) ayırmak ya da ayırtmak.
- 26
(Bir kişi için) yapmakta olduğu işte oyalamak; işinden alıkoymak; bekletmek.
- 27
(İşçi vb. için) bir kimseyi çalıştırmak üzere ücret vererek anlaşmak; para ile çalıştırmak; hizmetine almak.
- 28
(Ev, araba, dükkân, tarla, bahçe vb. için) kiralamak.
- 29
{eAT}(Yol, geçit vb. için) işgal etmek; gidiş gelişi engellemek; denetim altına almak; kapamak; seddetmek.
- 30
(Ün, söz vb. için) yayılmak; herkesçe bilinir olmak.
- 31
{ağız}{eAT}İlk defa kullanmak.
[DS]
- 32
(İçki vb. için) aşırı derecede sarhoş etmek; dokunmak; etkisini göstermek; etkilemek.
- 33
(Uyuşturucu, ağrı kesici vb. madde için; genellikle olumsuz olarak) etkisini göstermek. morfin tutmadı.
- 34
(Taşıt için) midesini bulandırmak.
- 35
(Yer için) oraya varmak; ulaşmak.
- 36
(Mermi, ok, taş vb. için) hedefe isabet etmek.
- 37
(Kişi için) çok sayıda atmak; hedef olarak seçmek; nişan alarak atmak. taşa tutmak.
- 38
Oluşmak; bağlamak. Ekinler başak tuttu.
- 39
{eAT}Kazanmak; edinmek; elde etmek. biraz et tutmak.
- 40
(Para ya da mal için) bir alacak ya da verecek bedeli saymak; karşılık saymak. önceki verdiklerime tut.
- 41
{OsT}{eAT}Öyle saymak; öyle kabul etmek; addetmek; var saymak; farz etmek. Bunları geçmişte yaşadıklarına tut. Tut ki gelmedi.
- 42
Başlamak. Müdüründen tut, ta kapıcısına kadar...
- 43
(İlenç, lanet vb. için) hedefine ulaşmak; gerçekleşmek.
- 44
(Ağrı, hastalık vb.) etkisini göstermeye başlamak; tekrar ortaya çıkmak; musallat olmak.
- 45
(Boya, yapıştırıcı vb. için) verilen biçimi korumak; istenilen şekli almak; olduğu gibi kalmak. pantolon ütü tutmuyor.
- 46
(Yalan, hile vb. için) farkına varmak; sezmek; anlamak; yakalamak.
- 47
(İş için) çalışmaya başlamak; herhangi bir anlayışla işe girişmek; çalışmak.
- 48
{eAT}İstenilen biçimde yapmak; bir işi şu veya bu biçimde sürdürmek; içine girmek; girişmek; yapmak; amel etmek. işi sıkı tutmak.
- 49
(Yer için) rüzgâr, yağmur vb. etkisinde kalmak; etkisine açık olmak; uğramak. rüzgâr tutmak.
- 50
(Kişi için; olumsuz biçimde) yükselişine engel olamamak.
- 51
(Nitelik için; karşılaştırmalarda) onun değerinde olmak; yerini almak; niteliklerine erişmek.
- 52
(Sorumluluk için) bir şeyden dolayı bir kimseye sorumluluk yüklemek; onu sorumlu saymak.
- 53
(Bitki için) kök salmak; büyümek; gelişmek.
- 54
{eAT}(Dişi hayvan için) çiftleştikten sonra gebe kalmak.
- 55
(Bir şeyin ucundan, kıyısından vb.) yapılan işe yardım etmek.
- 56
f.gçl.(Yol, iz, teknik vb. için) o yolu izlemek; o yoldan gitmek; onu benimsemek.
- 57
(Yiyecek, içecek vb. için) takdim etmek; sunmak; vermek; ikram etmek.
- 58
(Ceket, palto vb. için) giymesine yardımcı olmak.
- 59
{OsT}Kullanmak; örtünmek. yaşmak tutmak.
- 60
(El ile kullanılan alet için) kullanmak; onunla iş yapmak.
- 61
as.Bir yeri savunmak; işgal altında bulundurmak.
- 62
{eAT}(Sayı için) zihninde kararlaştırmak; o sayıyı düşünmek.
- 63
Yöneltmek; doğrultmak; yaklaştırmak; etkisine bırakmak. fener tutmak.
- 64
Yönelmek. 65. (Bankacılıkta) durdurmak, bloke etmek.
- 65
Biriktirmek, tasarruf etmek.
- 66
Beklenen sonucu vermek; yadırganmamak.
- 67
Bir işlevi yerine getirebilecek durumda olmak; iş görebilecek durumda olmak. bacakları tutmamak.
- 68
(Bir duygu, durum vb. için) etkisi altına almak. inatçılığı tutmak.
- 69
Başarılı olmak; belli bir sonuç vermek; iyi sonuçlanmak.
- 70
(Kitap, yayın vb. için) çok satmak; ilgi görmek; çok beğenilmek; benimsenmek.
- 71
Belli bir süreyi kaplamak; doldurmak.
- 72
(Kırağı, çiy, kar vb. için) yeryüzünde görünür hâle gelmek; örtmek; erimeden kalmak.
- 73
Denk gelmek; isabet etmek. Attığın tutmadı.
- 74
(Boya, yapışkan vb. için) sürüldüğü, yapıştığı yerden çıkmaz olmak; üstünde kalmak. Boya tuttu.
- 75
(Yemek için) hafifçe dibi yanmak.
- 76
Kaplamak; bürümek. Yolları duman tuttu.
- 77
(Hesap için; para olarak) belli bir değere, niceliğe ulaşmak.
- 78
{OsT}{eAT}Bir şeyi karşısına koymak.
- 79
(Erkek için) bir kadın eşi olmak. Ağanın kızını tutuyor.
- 80
yard. f.(Tutanak, not vb. ile) belirlemek; tespit etmek; yazmak; saptamak; kaydetmek.
- 81
(Hesap, muhasebe için) yazmak; kaydetmek.
- 82
(Tavla için) istenen zarı atmak.
- 83
(Nöbet vb. için) o görevi yerine getirmek.
- 84
(Oruç için) ibadeti yerine getirmek.
- 85
(...eceği zarf fiili ile) beklenmedik bir zamana gelmek; uygun olmayan bir durumla karşılaşmak.