500+ madde
- ağız ellemekdeyimBirinin bir konuda ne düşündüğünü öğrenmek; ağız aramak.
- ağız etmekdeyimGerçeği söylememek; içten konuşmamak.
- ağız gevelemekdeyimSözü cesaret gösterip de tam olarak söyleyememek.
- ağız kabağıdeyimTestiye su koymak için huni yerine kullanılan su kabağı parçası.
- ağız kavafıdeyimGeveze; çalçene.
- ağız kirasıdeyimRamazanda yemek veren kimsenin, davetlilere yemek sonunda verdiği para; diş kirası.
- ağız kokusudeyimBirinin çekilmez, sıkıntı veren sözleri ve istekleri.
- ağız öğretmekdeyimÖğüt vermek; akıl vermek.
- ağız ökünmekdeyimBir kişinin sözlerini alaylı biçimde söylemek.
- ağız tadıdeyimDirlik düzenlik içinde yaşamak; rahat; huzur; afiyet, sağlık; şenlik.
- ağız tadı ile satmakdeyimUygun fiyatla satmak.
- ağız tadı vermekdeyimİyi bir şey vaat etmek.
- ağız tatlılığıdeyimNişan töreninden sonra oğlan tarafından çağrılılara içirilen şerbet ya da şekerli kahve.
- ağız vermekdeyimÖğüt vermek; akıl vermek; kışkırtmak.
- ağız ya~şamakdeyimBir kişinin sözlerini alaylı biçimde söylemek.
- ağız yoklamakdeyimSöylenmesi gereken şeyleri söyletecek şekilde konuşmak.
- ağızdan ağza düşmekdeyimHerkes tarafından duyulmak; dile düşmek.
- ağızdan gububuk akmakdeyimÇok çirkin, iğrenç sözler söylemek.
- ağızlamakelimeis.Ağızlamak işi.
- ağızlamakkelimef.Birine bir konuda talimat vermek, öğütte bulunmak.
- ağızlaşmakkelimef.Sözleşmek; anlaşmak.
- ağızlatmakkelimef.Keskinliği kaybolmuş bir kesici aleti bilemek.
- ağızlıkkelimeis.Sigara veya puro içmek için kullanılan ağaç veya kehribardan yapılmış içi delikli araç; çubuk; takım; zıvana.
- ağızlık açmakdeyimBir şeye başlangıç yapmak.
- ağızlık almakdeyimTarlaya, tavalara su yolu açmak.
- ağızlık değneğideyimDokuma tezgâhında arışları ayırmakta kullanılan tahta.
- ağızlık eğrisideyimDokuma tezgâhında ipliğin bir tarafının gerilip diğer tarafının gevşeyip sarkması durumu.
- ağızlıklamakkelimef.Doğru yolu göstermek.
- ağızsızkelimesf.Ağzı olmayan.
- ağlakelimeis.Tarla, bağ, bahçe gibi yerlerin etrafına hayvanların girmemesi için çalı çırpıdan veya sırıkların uzunlamasına konulmasıyla yapılan engel.
- ağlakkelimesf.Eksik.
- ağlamsamakkelimef.Ağlamaklı olmak; ağlayacak gibi olmak.
- ağlamsıkelimesf.Ağlayacak duruma gelmiş; ağlamaklı.
- ağlarcakelimeis.Sahip olduğu şeyleri olduğundan daha az gösterip kendine acındıran kimse.
- ağlayankelimeis.Dolu yağmadan birkaç dakika önce duyulan uğultulu ses.
- ağlayıkkelimesf.Ağladığı hâlinden belli olan; kederli.
- ağlazkelimesf.Olur olmaz şeylere ağlayan kimse; sulu göz.
- ağlazlamakkelimef.Mızıkçılık ederek ağlamaklı olmak.
- ağmakelimeis.Yukarı doğru tırmanma; tutunarak uzayıp yükselme işi ve eylemi.
- ağmakkelimef.eT.Su gibi akıp gitmek; kaymak.
- ağmankelimeis.Hata; kusur; eksik taraf; organ eksikliği.
- ağmaşmakkelimef.Yükselmek.
- ağnakkelimeis.Hayvanların yatıp yuvarlanarak sırtlarını kaşıdıkları ve parazitleri döktükleri yumuşak topraklı veya çayırlık yer.
- ağnamkelimeis.Ar.Koyunlar.
- ağnamakkelimef.eT.(Hayvanlar için) yere yatıp sırtını kaşımak; debelenmek, kıvranmak.
- ağnamakkelimef.Anlamak.
- ağnıkkelimeis.Sıralı, dizili odun yığını.
- ağrıkelimezf.Tarafından; ... yönünden; ...-den doğru; ...ya doğru; ...-ın boyunca.
- ağrıcakkelimeis.Gözde sürekli çapak yapan bir göz hastalığı.
- ağrıcaklanmakkelimef.(Göz için) hastalanmak.