500+ madde
- akilikkelimeis.Omurilik.
- akirkelimeis.Ar.Eritilen yağın dibinde kalan tortu.
- akkaşkelimeis.Şöhret; lakap.
- akkaşkelimeis.Ar.Afyon; haşhaş.
- aklağıkelimeis.Akan suyun yatağında oyduğu çukur.
- aklamkelimeis.Mecra; yatak.
- aklankelimeis.Dağ sıralarının iki yandaki eğimli yüzeyleri; vadinin iki yanındaki eğimli arazi; yamaç; mail.
- aklantıkelimeis.Meyil; eğim.
- aklecütkelimeis.Erme.Genç horoz.
- aklıkkelimeis.Beyazlık; ak olma durumu; beyazlık; parlaklık. .
- akmakelimeis.Akmak işi.
- akmazkelimeis.Bir akarsuyun yatak değiştirdikten sonra eski yatağında kalan birikinti sular; azmak.
- akmıkkelimeis.Atmık; sperma.
- akmınkelimeis.Erme.Gübre.
- akpaklakkelimeis.Beyaz kabarcıklı yanık; ak patlak.
- akraçkelimeis.Derelerin dönemeç yeri; büklüm.
- akrapkelimeis.Ar.Akrep.
- akrikelimeis.Gürc.Kırmızı ve dayanıklı kerestesi olan bir ağaç, (Betula).
- aksakalkelimeis.İhtiyar.
- aksatakelimeis.Ar.Alışveriş.
- aksonkelimeis.Yun.Değirmen çarkının döndürdüğü mil.
- aksunakelimeis.Su altında felç olarak çıkan dalgıcın iyileşmesi için onu tekrar denize indirme işlemi.
- aktaraçkelimeis.Sac üzerinde pişmekte olan yufkayı çevirmekte kullanılan araç.
- aktarağaçkelimeis.Yemeni dokumacılığında yemenileri çevirmekte kullanılan uzun kollu ve yuvarlak bir ağaç.
- aktarmakelimeis.Yerini, yönünü, yolunu değiştirme.
- aktarmaçkelimeis.Yollarda birdenbire çıkan dönemeçler.
- aktıkelimeis.Ar.İş; çalışma.
- akuçkakelimeis.Rus.Küçük pencere.
- akukakelimeis.Erme.Kapalı su oluğu; künk.
- akunduzkelimeis.Yun.Ak çöpleme, (Veratrum album).
- akurkelimeis.eT.Yamaçlara yapılan düz ve yan yol.
- akurkakelimeis.Ar.Kurbağa.
- akyakelimeis.Yun.Bir balık türü, (Lichia aima).
- alkelimeis.Alt; bir şeyin alt tarafı; alt taraf.
- alacakkelimeis.Hak edilmiş fakat henüz ele geçmemiş mal veya para; karşı tarafın borcu.
- alacalıkkelimeis.Alaca olma durumu; çok ve karışık renklilik; alaca olan şeyin niteliği.
- alacıkkelimeis.Basit yapıdaki bostan çardağı veya hasır çadır.
- aladıkelimeis.Acele; ivedi; çabuk.
- alafkelimeis.Alev, sıcaklık, ateş.
- alafakelimeis.Yun.Sumaklanmış, henüz işlemi tamamlanmamış deri.
- alafakıkelimeis.Bir işin ustası; uzman.
- alafırkelimeis.Yun.Terbiye edilmiş fakat boyanmamış deriden yapılan ayakkabı astarı.
- alaflamakelimeis.Yüzde çıban şeklinde çıkan bir hastalık.
- alaflıkkelimeis.Ateşi kolayca yakmak için kullanılan tutuşturucu şeyler.
- alagkelimeis.Gürcü.Tepelerde rüzgâr gören açık yerler.
- alagantakelimeis.Domates.
- alakkelimeis.Bataklık yer.
- alakkelimeis.Kızana gelmiş köpek.
- alakesakelimeis.Saksağan.
- alamakelimeis.Elle tutulup atılabilecek büyüklükte taş parçası.