500+ madde
- ağı çalmakdeyimZehirlenmek.
- ağı çiçeğideyimZakkum.
- ağıl tutmakdeyimTarlanın kenarlarını dikenli çalılarla çevirmek.
- ağır ayakdeyimDoğumu yakın hamile kadın.
- ağır ayak gündeyimKutsal gün.
- ağır canlıdeyim(Kadın için) doğurması yakın.
- ağır ellideyimVurduğu zaman etkisi fazla olan.
- ağır enginideyimNezle.
- ağır gündeyimKutsal gün.
- ağır tabandeyimTembel; vurdumduymaz.
- ağır tavdeyimSürerken toprağı sabana yapışacak kadar çamur hâlinde olan tav.
- ağırlık bitirmekdeyimDüğünden önce kız ve oğlan tarafı bir araya gelerek yapılacak işleri görüşmek, karara bağlamak.
- ağısını almakdeyimAcısını gidermek; sızısını dindirmek.
- ağıt etmekdeyimBir ölüm dolayısıyla sürekli ağlamak.
- ağıt yitirmekdeyimAcıklı bir olayı ağlaya ağlaya anmak.
- ağız ağza vermekdeyimBirbirine yakın durup gizli gizli konuşmak.
- ağız avlamakdeyimBirinin bir konuda ne düşündüğünü öğrenmek; ağız aramak.
- ağız ayırmakdeyimAptal aptal bakmak.
- ağız bağıdeyimÇuval ağzını bağlamakta kullanılan ip veya sicim.
- ağız dabıştısıdeyimKonuşma biçimi; anlatım tarzı.
- ağız dadıdeyimBıkkınlık; usanç.
- ağız dağıtmakdeyimAğzına geleni söylemek; küfretmek; ağız bozmak.
- ağız davıştısıdeyimKonuşma biçimi; anlatım tarzı.
- ağız eğmekdeyimBir kişinin sözlerini alaylı biçimde söylemek.
- ağız ellemekdeyimBirinin bir konuda ne düşündüğünü öğrenmek; ağız aramak.
- ağız etmekdeyimGerçeği söylememek; içten konuşmamak.
- ağız gevelemekdeyimSözü cesaret gösterip de tam olarak söyleyememek.
- ağız kabağıdeyimTestiye su koymak için huni yerine kullanılan su kabağı parçası.
- ağız kavafıdeyimGeveze; çalçene.
- ağız kirasıdeyimRamazanda yemek veren kimsenin, davetlilere yemek sonunda verdiği para; diş kirası.
- ağız kokusudeyimBirinin çekilmez, sıkıntı veren sözleri ve istekleri.
- ağız öğretmekdeyimÖğüt vermek; akıl vermek.
- ağız ökünmekdeyimBir kişinin sözlerini alaylı biçimde söylemek.
- ağız tadıdeyimDirlik düzenlik içinde yaşamak; rahat; huzur; afiyet, sağlık; şenlik.
- ağız tadı ile satmakdeyimUygun fiyatla satmak.
- ağız tadı vermekdeyimİyi bir şey vaat etmek.
- ağız tatlılığıdeyimNişan töreninden sonra oğlan tarafından çağrılılara içirilen şerbet ya da şekerli kahve.
- agız tüfegideyimBir tür eski tüfek.
- ağız vermekdeyimÖğüt vermek; akıl vermek; kışkırtmak.
- ağız ya~şamakdeyimBir kişinin sözlerini alaylı biçimde söylemek.
- ağız yoklamakdeyimSöylenmesi gereken şeyleri söyletecek şekilde konuşmak.
- ağızdan ağza düşmekdeyimHerkes tarafından duyulmak; dile düşmek.
- ağızdan gububuk akmakdeyimÇok çirkin, iğrenç sözler söylemek.
- ağızlık açmakdeyimBir şeye başlangıç yapmak.
- ağızlık almakdeyimTarlaya, tavalara su yolu açmak.
- ağızlık değneğideyimDokuma tezgâhında arışları ayırmakta kullanılan tahta.
- ağızlık eğrisideyimDokuma tezgâhında ipliğin bir tarafının gerilip diğer tarafının gevşeyip sarkması durumu.
- ağrıntı olmakdeyimBirine yük olmak.
- ağrıya yatmakdeyimTifo hastalığına tutulmak.
- ağza ip ölçmekdeyimBirinin bir konuda ne düşündüğünü öğrenmek; ağız aramak.