kulak

kelimeis.-ğı

eT.kul-mak (işitmek) > kul-ġā-k > ḳulaḳ

قولاق

  1. 1

    {eT}Başın iki yanında bulunan işitme ve denge duyusu organı. [Yüknekî]

    [DLT][EUTS][Gabain][KB]

  2. 2

    Bu organın memelilerde değişik biçimlerde görünen dış kısmı; kulak kepçesi.

  3. 3

    mecaz.Seslerin duyulmasında işitme doğruluğu ve seslerin uygunluğunu değerlendirme ve duyma yetisi; işitme duyusu.

  4. 4

    mecaz.Müzik seslerini doğru algılama ve doğru verebilme; müzik yeteneği.

  5. 5

    gnşl.Tutmak, kaldırmak, taşımak vb. sebeplerle bir yükün, dengin her köşesinden düğümlenmiş veya kıvrılmış tutamak.

  6. 6

    Bir malın ucuna bağlanmış, fiyat, cins, talimat vb. hususların yazılı olduğu küçük kâğıt.

  7. 7

    Bir belge veya kâğıdın yanına veya köşesine iliştirilen küçük kâğıt.

  8. 8

    {ağız}Pulluk ve sabanda sürülen toprağı devirmeye yarayan eğri ve geniş bıçak.

    [DS]

  9. 9

    İçine metal bir vida vb. giren delikli çıkıntı.

  10. 10

    Bir makine parçasını ana parçaya birleştiren küçük bağlantı.

  11. 11

    Bir makine parçasının vidalama uzunluğunu artırmaya veya tespiti sağlamlaştırmaya yarayan çıkıntılı kısım.

  12. 12

    İmparatorluk döneminde resmî mektupların alındı makbuzu.

  13. 13

    Yapıda, yandaki taşlar üzerine kaymasını önlemek için bazı kemer veya kilit taşlarına yapılan çıkıntı.

  14. 14

    Bir koltukta arkalığın her iki yanında bulunan çıkıntılı kısım.

  15. 15

    Keman, saz vb. telli çalgılarda telleri germeye yarayan bir sap ve bir baştan meydana gelen ağaç parça.

  16. 16

    Yatağan, kılıç, bıçak vb. kesici aletlerin kabzasının daha iyi tutulmasına ve elden kaymamasına yarayan çatallı çıkıntı.

  17. 17

    Ayakkabıyı kolayca giyebilmek için tutup çekilebilecek biçimde arka tarafına konulmuş küçük çıkıntı.

  18. 18

    Balıklarda başın iki yanında bulunan, ağızdan giren suyun oksijeni solungaçlarda alındıktan sonra bu suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri; solungaç yarıkları.

  19. 19

    Akarsu ve göllerin karaya giren durgun sulu kısımları; akarsuların karaya giren ve durgunlaşan yerleri; göllerin karaya giren sivri kısımları.

  20. 20

    {ağız}Tarlanın köşesi; dar yeri.

    [DS]

  21. 21

    {ağız}Yağmur ve sel sularının toplandığı çukur; su yatakları.

    [DS]

  22. 22

    {ağız}Küçük dereler; küçük vadi.

    [DS]

  23. 23

    {ağız}Ark, göl ve dereden tarlaya alınan suyun ağzı.

    [DS]

  24. 24

    {ağız}İki yol arasında kalan toprak parçası.

    [DS]

  25. 25

    {ağız}Dokuma tezgâhlarında gücü sırığını koymaya yarayan yan direkler.

    [DS]

  26. 26

    {ağız}Köprünün iki yanındaki duvarlar.

    [DS]

  27. 27

    {ağız}Makbuz.

    [DS]

  28. 28

    {ağız}Oku boyunduruğa bağlayan kayış.

    [DS]

  29. 29

    {ağız}Kağnılarda iki oku boyunduruğa yakın yerde birbirine tutturan sivri ağaç parçaları.

    [DS]

  30. 30

    {ağız}Koyun ve keçilerin butlarındaki açı biçimindeki sinir.

    [DS]

  31. 31

    {ağız}Kenar.

    [DS]

  32. 32

    {ağız}Mantı.

    [DS]

  33. 33

    {ağız}Kolayca taşınması için çuvalın ağzının iki yanına yapılan tutma yeri.

    [DS]

  34. 34

    {ağız}Çamlıklarda biten ve yemeği yapılan bir tür ilkbahar bitkisi.

    [DS]