oynamak
kelimef.(oyna:mak)Köken
oyun > oy(u)n-ā-mak
اوينامق
Anlamlar
- 1
{eAT}{eT}(Bir şeyi) eğlenmek, hoşça vakit geçirmek amacıyla o şeyi kendine oyuncak veya oyun aracı edinmek. Top oynayalım mı?
[DK][DLT][EUTS]
- 2
{eAT}Kımıldamak; hareket etmek; deprenmek.
[DK]
- 3
Bir oyunun, sporun gereğini yerine getirmek; o dalda ustalığını sergilemek. Futbolu iyi oynar.
- 4
Bir sporun kurallarını bilmek ve uygulamak. Kriket oynuyor musun?
- 5
{eAT}Güreşmek.
- 6
Müzik eşliğinde belirli figürleri veya ritmik hareketleri yapmak; dans etmek. İyi zeybek oynuyor.
- 7
Kendine bir kişiliğin süsünü vermek; öyle görünmeye çalışmak. Bize müdür rolü oynadı.
- 8
(Kâğıt, taş vb. için) yerini değiştirmek veya oyuna sokmak. Sekizliyi oyna.
- 9
(Yazar, kişi, tip, oyun, rol için) tiyatroda ve sinemada canlandırmak; temsil etmek, yorumlamak; temsilde rol almak. Yoksul kızı oynuyor.
- 10
(Kumar, bahis, at yarışı, toto, loto vb.) kazanacağını düşündüğü şeye para yatırmak. Kumar oynamış.
- 11
(Bir şeyi) ellemek; el sürmek; kurcalamak. Saati oynama, bozarsın.
- 12
Tedirgin edici davranışta bulunmak; rahatsız etmek.
- 13
f.gçsz.Hoşça vakit geçirmek; kendini oyuna vermek; oyalanmak; eğlenmek. Bize hiç yükü yok, bilgisayarla oynuyor.
- 14
(Bir şeyle) elinde evirip çevirmek; oynadığı şeyle ilgisi olmaksızın dalgın dalgın elinde hareket ettirmek; sürekli olarak dokunmak. Uzun süre elindeki yirmi beş bin liralık ile oynadı.
- 15
mecaz.Tehlikeye atmak; kollamamak; umursamamak; önem vermemek; ciddiye almamak. Şoför bey, yolcuların hayatıyla oynama.
- 16
Bir şeyin kullanımında büyük ustalık göstermek; kolayca yapıvermek. Yaşına bakmayın siz onun, bildiğiniz müzik aletleriyle adetâ oynuyor.
- 17
(Fiyat, kur, faiz, borsa değerleri vb. için) sık sık değişiklik göstermek; istikrarsız olmak. Bir haftada fiyatlar bu kadar oynar mı?
- 18
(Parça vb. için) sabitliğini kaybetmek; gevşemek. Sandalyenin ayağı oynamış.
- 19
(Kişi için) bir spor veya oyun takımında yer almak. Amatör kümede oynuyor.
- 20
Sarsılmak; yeri değişmek; kımıldamak; hareket etmek. Neden sonra dudakları hafifçe oynadı.
- 21
(Tiyatro oyunu ya da film için) temsil edilmek; gösterilmek; sahneye konulmak. O film burada ne zaman oynayacakmış? 22. Titreyerek yansımak; kımıldamak. Güneşin ilk ışıkları dalgalarda oynuyor.
- 22
mecaz.Rastgele yön vermek. Kader sanki bizimle oynuyor.
- 23
Bir kişinin duygularını hiçe saymak; alay etmek. Peki, neden kızcağızın duyguları ile oynadın?
- 24
Sporla ilgili etkinliklere katılmak; oyuna katılmak. Çelik çomak oynamaya gitti.
- 25
Tehlikeye atmak. Yoksulun ekmeğiyle oynama.