yaşamak

kelimef.(eT. yaşa:mak)

yāş1 > yaş-ā-mak

  1. 1

    {eT}Canlılığını sürdürmek; hayatta olmak; sağ olmak; canlılığa ilişkin belirtiler taşımak; diri olmak.

    [Bahşayiş][DLT][ETY][EUTS][Gabain][KB][Tekin][İKPÖy.]

  2. 2

    Varlığını sürdürmek.

  3. 3

    Belli bir dönemde, tarihte hayatını sürdürmüş olmak. Karacaoğlan 17. yüzyılda yaşamıştır.

  4. 4

    Oturmak; eğleşmek; ikamet etmek. Uzun yıllar köyde yaşadı.

  5. 5

    Çevrenin ve yaşama ilişkin olanakların verilerinden yararlanmak. Denizde yaşayan canlılar.

  6. 6

    Hayatını şöyle veya böyle geçirmek; herhangi bir durumda olmak. Hayatının kalan kısmını bekâr yaşadı.

  7. 7

    Biriyle bir arada oturmak. Baba evinde, üç kardeşi ile yaşıyor.

  8. 8

    Biri ile evlilik dışı beraberliği sürdürmek.

  9. 9

    Belli bir durumda bulunmak; başkaları ile ilişkileri o düzeyde tutmak. Mutlu yaşamak, özgür yaşamak herkesin hakkıdır.

  10. 10

    mecaz.Sürmek; devam etmek. Anısı daima belleklerde yaşayacak.

  11. 11

    mecaz.Zamanını varlık içinde, endişesizce ve eğlenerek geçirmek; hoşça vakit geçirmek; keyif sürmek; yaşamın tadına varmak. Yazları yalılarda, kışları konaklarda... İşte onlar yaşıyor.

  12. 12

    mecaz.(Bir şey için) tüm zamanını ve çabasını ona harcamak; var oluş nedeni saymak. Öğrencileri için yaşıyordu.

  13. 13

    mecaz.Sürekli bir şeyi düşünmek. Geçmişi ile yaşıyor.

  14. 14

    mecaz.İşleri yolunda olmak; keyfi yerine gelmek; mutlu olmak. Bunu başardık mı yaşadık demektir.

  15. 15

    mecaz.Belirtilen bir durumu, duyguyu yaşar gibi olmak; onunla özdeşleşmek; duymak; tatmak; hissetmek. Bir Doğulu olmasına rağmen tamamen Avrupalı gibi yaşadı.

  16. 16

    mecaz.(Bir şeyle) yalnız onunla beslenmek. Bir bardak sütle yaşanır mı?

  17. 17

    mecaz.(Bir şeyle) onunla geçimini sağlamak; hayatını onunla sürdürmek; geçinmek. Üç aylıkla yaşayamayacağını sanmıştı.

  18. 18

    Canlı imiş izlenimi uyandırmak. Yaşayan bir kartal resmi.

  19. 19

    Bir canlı gibi doğma, gelişme, değişme ve yok olma özellikleri taşımak. Türkçe, henüz yaşayan bir dildir.

  20. 20

    (Gelenek, görenek vb. için) canlılığını korumak; etkin olmak. Bu gelenek hâla yaşıyor mu?

  21. 21

    Çok zaman geçmiş olmasına rağmen ilginçliğini, yararını, etkisini sürdürüyor olmak. Bu ilkeler, dünya durdukça yaşayacak demektir.

  22. 22

    teklfz. Sevinmek; mutlu olmak. Balık bu yıl çok. Bu mevsim yaşadık!

  23. 23

    {ağız}{eT}(Belirtilen miktar) yaşında olmak; ... yaşında olmak.

    [DS][ETY][EUTS]

  24. 24

    f.gçl.Varlığını belli biçimde sürdürmek; belli bir yaşantısı olmak. Daha düne kadar göçebe yaşıyorduk.

  25. 25

    f.gçl.Görüp geçirmek; başından geçmiş olmak; tanık olmak. Balkan acısını, Çanakkale ve nihayet Kurtuluş Savaşını yaşadı.

  26. 26

    f.gçl.(Bir duygu, olay, durum vb. için) o duyguyu tatmak; içinde bulunmak. O sıkıntıları atlatmış değiliz bunalımı hâla yaşıyoruz.

  27. 27

    f.gçl.(Anı, olay vb. için) hatırlamak; bir kez daha, yeniden oluyormuş duygusu içinde bulunmak; zihninde canlandırmak. O kazayı günde üç dört defa yaşıyor.