çıkmak
kelimef.Köken
EREN
چيقم
Anlamlar
- 1
{eT}Bir yerden, bir yerin içinden dışarı varmak. : Evden çıktılar.
- 2
Fırlamak; kopmak. Kanca çividen çıktı.
- 3
(Kapalı yerde veya örtülü, gizli olan şeyler için) görünür olmak. Yalanı ortaya çıktı.
- 4
Bir okulu bitirmek; mezun olmak. Üniversiteden 1960’da çıktı.
- 5
(Bir yerden, işten) ayrılmak; uzaklaşmak; ilgisini kesmek; istifa etmek. Sözleşme süremi doldurunca buradan da çıkacağım.
- 6
(Hapishane vb. yer için) süresini doldurup serbest kalmak. Tam on yıl sonra çıktı.
- 7
Başka bir şeyden meydana gelmek. İki hidrojen bir oksijenden su çıkar.
- 8
(Kumaş vb. için) yetmek; yetişmek; yapılabilmek; yeterli gelmek. Bundan bir elbise çıkar mı bilmem.
- 9
Eksilmek; azalmak; indirilmek. Borcun birazını çıkmışlar.
- 10
Yüksekteki bir yere varmak; yükselmek; tırmanmak. Biz dağa çıkacağız.
- 11
(Yapı ve bina için) yapılmak; bina edilmek; yükselmek. Üçüncü katı da çıktılar.
- 12
Bir evden başka bir eve taşınmak. Baba evini bırakıp kiraya çıktılar.
- 13
Birinin şansına, talihine düşmek. Bana da suyun kıyısındaki bahçe çıktı.
- 14
(Tahminler, varsayımlar) gerçekleşmek; söylenenlerin gerçek olduğu anlaşılmak; doğrulanmak. Dedikleri aynen çıktı.
- 15
Gitmek, yola koyulmak. Yola akşam çıktılar.
- 16
Kapalı bir şey açıldığında birdenbire görünüvermek; ortalıkta görülüvermek. Paketten oyuncak ayı çıktı.
- 17
Elde edilmek; sonuç olarak meydana gelmek; sağlanmak. Çıka çıka bir kile un çıktı.
- 18
Belirli bir fiyata mal olmak; (o kadar) bedel ödenmek. Kendim öreyim dedim ama bana pahalıya çıktı.
- 19
Sahnede oynamak; rol almak; bir tipi canlandırmak; televizyonda görünmek. İlk defa okul müsamerelerinde sahneye çıktı.
- 20
Varmak, ulaşmak; sonuçlanmak. Bu yol başarısızlığa çıkar.
- 21
(Denizden) karaya ayak basmak; kıyıya varmak. Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı.
- 22
Rütbe ve makamca daha üst birinin yanına varmak. Doğru kaymakama çıktı.
- 23
(Boya için) bulaşmak; geçmek. Resimler sayfanın karşısına çıkmış.
- 24
(Söylenti ve haber için) duyulmak; yayılmak. Gün geçmeden adı çıktı.
- 25
Bir yere doğru gitmek; bulunulan yerden uzaklaşmak. Kaymakam beyler köylere çıktılar.
- 26
Sokağa gitmek.
- 27
(Özellik ve nitelik için) anlaşılmak. Yalancı çıktı.
- 28
(Yangın, savaş, salgın hastalık vb. için) meydana gelmek; olmak.
- 29
(Kemik için) eklem yerinden ayrılmak; yerinden kaymak. Güreşirken kolu çıktı.
- 30
Dikkati çekecek kadar görünür hâle gelmek.
- 31
(Deri üzerinde) yara, çıban veya sivilce olmak.
- 32
Bulunmak. Kaybettim sandığı saati evde çıktı.
- 33
(Gazete, dergi, kitap) basılmak; yayınlanmak; dağıtıma sunulmak.
- 34
İcat edilmek; imal edilmek; üretilmek. Yeni bir temizlik ürünü çıkmış.
- 35
(Sakal, bıyık, tüy, bitki için) bitmek.
- 36
(İzin, terfi, maaş, emir) verilmek; ödenmesi, verilmesi, yapılması için emir yazısı gelmek.
- 37
(Mevsim, ay, hafta için) bitmek; sona ermek.
- 38
(Mevsim, ay, hafta için) bitmek; sona ermek.
- 39
(Meyve, sebze için) turfanda olarak ilk defa pazara getirilmek.
- 40
(Fiyat) yükselmek.
- 41
(Vücut ısısı; ateşi) yükselmek.
- 42
(Ses için) duyulmak; yükselmek; bağırmak.
- 43
Küçük ve büyük abdest için tuvalete gitmek.
- 44
(Renk, boya için) solmak; kaybolmak; yok olmak.
- 45
Hatırda kalmamak; zihinden silinmek; akıldan gitmek; unutmak.
- 46
(Ay, güneş, yıldız için) doğmak; yükselmek. Ay çıktı.
- 47
Ortalıkta görünmek; dolaşmak; peyda olmak. Bu yabancı da nereden çıktı?
- 48
İskambilde koz oynamak.
- 49
mecaz.Para harcamak zorunda kalmak; cebinden para vermek; ödemek.
- 50
(Duman, koku, su) sızmak, yayılmak.
- 51
Gitmekte olduğu yolu bırakmak; sapmak; sıyrılmak.
- 52
Bir durumla ilgili nitelikleri kaybetmek. Yol, yol olmaktan çıkmış.
- 53
Bir dönemi veya problemi geride bırakmak. Ülke ekonomik bunalımdan daha yeni çıktı.
- 54
Belli bir amaç için bir yere gitmek. Çalışmaya çıktı.
- 55
Resmî bir makamdan, mahkemeden izin, karar almak. Kaymakamdan izin çıktı.
- 56
Bir şeye kaynaklık etmek ve bu kaynaktan gelmek. “Bu olaydan iyi bir hikâye çıkar.”
- 57
Ticari bir ilişki sonunda yapılan hesaplaşmada borçlu veya alacaklı olduğu anlaşılmak.
- 58
(Haber için) ulaşmak; duyulmak; gelmek. Dün ölüm haberi çıktı.
- 59
Duygusal yönden kız-erkek arkadaşlığı kurmak; flört etmek.
- 60
(Akraba, hemşehri) olduğu anlaşılmak.
- 61
Bir engel ile karşılaşmak. Şimdi de bu sıkıntı çıktı.
- 62
mat.Bir sayı başka bir sayıdan eksilmek.
- 63
(Kir, boya vb. için) yok olmak; temizlenmek; gitmek; arınmak.
- 64
(Bir sıkıntıdan, kazadan, hastalıktan) kurtulmak.
- 65
(Yeni bir ürün için) piyasaya sürülmek.
- 66
(Haber ve yazı için) gazetede basılmak; yayınlanmak; televizyon ve radyoda yayınlanmak.
- 67
Oyunu terk etmek; bırakmak.
- 68
Bir şeyin sınırları dışına taşmak; yetkisinin üstünde iş yapmak.
- 69
Düzen ve tertibi bozulmak.
- 70
{ağız}Oyunda kazanmak.
[DS]
- 71
(Giyecek) sıyrılmak, ayrılmak.
- 72
Yapılmak; yürütülmek. “Biz daha çok iş çıkardık.”
- 73
İnceleme araştırma sonucunda bulunmak. “Kanında şeker çıkmış.”
- 74
Bir yere varmak; ulaşmak. “Bu sokak sizin aradığınız meydana çıkar.”
- 75
Karşı gelebilmek; rakip olmak.
- 76
{eAT}Ulaşmak; erişmek; bir sonuca sebep olmak; müncer olmak. “... geyikler... aslanın işinin neye çıktığını sordular.” (Kelile ve Dimne)
- 77
{eAT}Vazgeçmek.
- 78
(Erkek hayvan için) dişisi ile çiftleşmek.
- 79
argo.f.gçl.Vermek.
- 80
(Yol, çıkış yeri vb. için) içerden dışarı çıkmak. Köyden erken çıktılar.
- 81
Aşağıdan yukarı tırmanmak, yükselmek. Sırtı çıkınca yol düzelir