500+ madde
- abınçkelimeis.Teselli; avunç; avunma; sevinç.
- açarikelimeis.Sansk.Öğretmen; hoca; üstat.
- açıgkelimeis.Bolluk içinde yaşama; nimet içinde yaşayış; bolluk.
- açkaçkelimeis.Anahtar
- adakelimeis.Tehlike; felaket; musibet; bela. .
- adakkelimeis.Ayak [Yüknekî]
- adaşkelimeis.Dost; arkadaş; eş; yoldaş.
- adgırkelimeis.Aygır.
- adırtkelimeis.Farklı; fark; ayrılık; ayırma; ayırt.
- adrılgulukkelimeis.Ayrılık.
- adugunkelimeis.At (sürüsü); yılkı
- adurtkelimeis.Avurt; yanak içi.
- adutkelimeis.Avuç.
- agıkelimeis.Servet; varlık; çok değerli mal mülk; hazine.
- agılıkkelimeis.Devlet hazinesi.
- agızkelimeis.Ağız. [Yüknekî]
- agrıgkelimeis.Hastalık; ağrı; sızı; sancı.
- agruşkelimeis.Hastalanma; ağrı; azap; ıstırap.
- agukelimeis.Ağı; zehir [Yüknekî]
- ajunkelimeis.Soğd.Varlık biçimi; hayat.
- akıgkelimeis.Akış; akma.
- alkelimeis.Hile, aldatma, tuzak; dolap; düzen. EUTS]
- alkelimeis.Alt; bir şeyin alt tarafı; alt taraf.
- alımkelimeis.Alma işi, satın alma eylemi.
- alkışkelimeis.eT.Takdis; kutsama; övme; tebrik; kutsama; hayır dua. 2. Birisi için açıkça iyilik dileme; hayır dua.
- almırkelimeis.Hırs, tamah.
- alpagukelimeis.Yiğit savaşçı; kahraman cesur savaşçı; yiğit.
- alpagutkelimeis.Kahramanlar; cesurlar; alplar; yiğitler; savaşçılar.
- altagkelimeis.Hile; aldatma.
- altınkelimeis.Alt taraf; altında aşağı; alt.
- altumkelimeis.Brahm.Altın.
- altumjikelimeis.Brahm.Kuyumcu.
- altunkelimeis.Altın.
- amvardişnkelimeis.Part.Toplanma.
- ançmankelimeis.Soğd.Topluluk; halk; cemaat.
- ançukelimeis.Değer; kıymet.
- angkelimeis.Av hayvanı; avlanmış hayvan.
- angçıkelimeis.Avcı hayvan avcısı.
- angınkelimeis.Omuz eğin.
- apakelimeis.Ata; dede; cet.
- arakelimeis.eT.İki yeri veya nesneyi birbirinden ayıran uzaklık; açıklık; mesafe; boşluk; aralık. [Yüknekî]
- aralkelimeis.Moğ.Sık çalılık.
- aramkelimeis.Hint.Birinci ay.
- arhantkelimeis.Sansk.Aziz.
- arıgkelimeis.Orman.
- arıgsızkelimeis.Kir.
- arkakelimeis.Dolaşılarak varılan taraf.
- arkagkelimeis.Atkı, mekik ipliği argaç; en ipliği.
- arkışkelimeis.Kervan. [Yüknekî]
- arkukelimeis.Nehir; dere.