418 madde
- bortakelimeis.Altın kırıntıları.
- bortalamakkelimef.Altın yaprakları ile süslemek.
- bortalanmakkelimef.Altın yaprakları ile süslenmek. [DTL]
- bösgeçkelimeis.Çörek. [DTL]
- böşgelkelimeis.İnce ekmek; yufka ya da pide.
- boşgunmakkelimef.Öğrenmek; okumak.
- boşgutkelimeis.Öğüt; nasihat; talimat.
- boşgutlanmakkelimef.Çırak sahibi olmak; çıraklanmak; çırak edinmek. [DTL]
- boşgutlugkelimeis.Öğrenci; öğrenen; eğitim altında bulunan.
- boşlunmakkelimef.(Kadın için) doğum yapmak; doğurmak.
- bösmekkelimef.Bir şeyi bir tarafından tutarak çekip uzatmak veya sürüklemek. [DTL]
- bösügkelimezf.(Dövmek, vurmak için) şiddetli.
- boşunçsuzkelimesf.Affedilmez.
- botlugkelimesf.Boylu; boyu uzun olan.
- boymakkelimef.Karışmak; karışık durum almak.
- boymalmakkelimef.Kafası karışmak; bunalmak.
- boymamakkelimef.Karışmak; dolaşmak.
- boyumkelimesf.Karışık.
- bozgakkelimesf.Bozulmuş.
- budakelimeis.Çin.Üzüm. (?)
- bugragukelimesf.Buğra gibi; damızlık erkek deveye benzer.
- bugralıkkelimeis.Deve ahırı.
- buhsumkelimeis.Boza.
- bukaguçıkelimeis.Bukağı vuran; bukağıcı.
- bukagulugçıkelimeis.Cellat; gardiyan.
- bükrikelimesf.Bükük; eğri; eğri büğrü.
- bükşülmekkelimef.Çatlamak; yarılmak.
- büktelkelimesf.Olgun; oturaklı.
- bulatmakkelimef.(Herhangi bir şeyi) tencere buğusunda pişirmek; buğulamak.
- bulgakkelimesf.İsyancı; kışkırtıcı; isyankâr.
- bulgangukkelimesf.Bulanık.
- bulıtsızkelimesf.Bulutsuz.
- bünkelimeis.Kusur; noksan; ayıp.
- bünçigkelimeis.Oğulcuk; döl yatağı; uterus.
- bunduzkelimesf.Bunak.
- bungadınçıgkelimesf.Bunalmış; kafası karışmış; zihni bulanmış.
- bunturmakkelimef.Çıldırtmak; delirtmek.
- bünükmekkelimef.Kusurlu hâle getirmek; hatalı yapmak.
- bürgüçkelimeis.Sac üzerindeki ekmeği çevirmekte kullanılan kılıca benzer tahta araç; evirgeç.
- bürikelimeis.İçine geçirilerek bir şey takmaya yarayan halka veya oyuk; soket.
- burıgkelimesf.Pis kokulu; kokmuş.
- bürişkelimeis.Buruş; büküş; kıvırış.
- bürkekkelimeis.Örtü.
- burkıkelimesf.(Yüz için) ekşi.
- bürtmekkelimef.Dokunmak; temas etmek.
- bürtülmekkelimef.Dokunulmak; temas edilmek.
- busamakkelimef.Büyük bir acı içinde olmak; kederlenmek.
- busandurmakkelimef.Bir kimseyi büyük bir üzüntü içine sokmak; kederlendirmek; üzüntü vermek; acı vermek.
- busarmakkelimef.Sis bastırmak; dumanlanmak; pusarmak.
- buşrulmakkelimef.Taciz edilmek; sinirlendirilmek; kızdırılmak; öfkelendirilmek.